msn durumunu mesgul yapmanin karizmasi

aslında bir karizmasi yoktur sirket seni dusunup onune bir nimet koyar olay budur.



yanı sadece mesgulsundur...

pacali donun kadina kattigi seksapalite

pileli etegin kadina kattigi seksapaliteden daha azdır.

sozlukte hic arkadasi olmayan yazar

sozlugun bir tanışma portalı olmadığını varsayarsak çokta önemsenmeyecek bir olayın başrol oyuncusudur bazıları bu durumdan rahatsız olmasalarda bazıları abazanlıkta bayrak elde en onde koşmaktadırlar


<bkz: sozluk bana kari bul lan allahsiz>
<bkz: sozlukteki butun kizlar versin>
...
gibi başlıklarla hem bizleri hem de kızları rahatsız etmektedirler zaten.

arama bölümüne sözlükteki kızlar yazarak bu başlıklar çoğaltılabilir...

ne olacak bu fenerbahce nin hali

kulağıma gelen duyumlara göre cassini yeni bir fener kodluyomus.

guzin abla

ne olacak bu fenerbahce nin hali diye sordum
uzerınde calısıyoruz dedi.*


edit: saka maka cok hızlı calısıyor.
edit 2: <bkz: bot lan bu>

pes oynadiktan sonra kritik yapmak

<bkz: yazılım hatalı>

camdan sarkip sigara icmek

cakmak sesi duyulmasın diye camın dısında sigarayı yakmakla baslar.

erkekleri sevmek

<bkz: insanları sevmek>
<bkz: yaratilani severim yaratandan oturu>

sinemada alkislamak

recep ivedikte karsılasmıstım bu eylemle enteresandı sonra uyudum gecti.

bir boka benzemeyen basliklar

<bkz: gs taraftarlarinin pkk sempatizani olmasi>

gs taraftarlarinin pkk sempatizani olmasi

<bkz: bir boka benzemeyen basliklar>*

fantastik toplanti

bu toplantıyı düzenlemek uzun zamandır aklımdaydı. günümüz türkiyemiz de yaşananlarla ilgili olarak bazı kişilerin, duygu ve düşüncelerini öğrenmek istemiş ve bir çağrı da bulunmuştum. sağolsunlar kırmadılar ve bu toplantıya katıldılar.
büyük ve geniş bir yuvarlak masanın etrafında oturuyoruz. masanın etrafında kimler var ?
yunan filazofu ve ahlak felsefesinin kurucusu socrates ( m.ö.470 – m.ö. 399 ) ünlü düşünürümüz mevlana celaleddin rumi ( 1207 – 1273 ) nükte ve mizahın üstadı nasreddin hoca ( 1208 -1284 ) matbaayı icat eden johann gutenberg ( 1398 – 1468 ) yeni çağ açan fatih sultan mehmet ( 1432 – 1481 ) mucit, ressam ve heykeltraş leonardo da vinci ( 1452 – 1519 ) türk marşının bestecisi wolfgang amadeus mozart ( 1756 – 1791 ) fransa imparatoru napolyon bonaparte ( 1769 – 1821 ) kömürü ülkemizde keşfeden uzun mehmet ( 1829 kömürü buluşu ) mucit ve ampul’ü bulan thomas alva edison ( 1847 – 1931 ) türkiye cumhuriyeti’nin kurucusu mustafa kemal atatürk ( 1881 – 1938 )
sağ olsunlar, sırayla herkes tamamlandığında toplantıyı açtım. sevgili konuklar, öncelikle davetime katılma nezaketinizi gösterdiğiniz için herkese ayrı ayrı teşekkür ederim. bildiğiniz üzere ben bir türküm ve türkiye cumhuriyeti vatandaşıyım. sizlerin bizleri yukarıdan bazen gülerek, bazen kızarak ve bazen de bravo işte bu diyerek izlediğinizi biliyorum.
dünya da inanılmaz bir kaos var. diyebilirsiniz ki o her zaman vardı. belki içinde yaşadığımız için de bize öyle geliyor olabilir. sizlerin zamanında 45 - 50 yaş yolun sonu sayılıyordu, bugün ise orta yaşın başı… sizlerin zamanında insanlar, veba’dan kolera’dan ölüyorlardı, ne hazindir ki bugün açlıktan… imparator, padişah, cumhurbaşkanı oldunuz, icatlara, buluşlara, bestelere, resimlere imza attınız, düşünceleriniz ve sözleriniz günümüze dek ulaştı ve bugün yüzyıllar sonra bile hala sizleri konuşuyoruz.
fakat bir cep telefonunuz olmadı. bilgisayarda arkadaşlarınızla chat yapmadınız, vs….vs…
bugün sizlere, siz mi daha mutluydunuz ? yoksa biz mi ? diye bir şey sormuyorum, o soruyu başka bir toplantıya bırakıyorum.
sizlere şunu sormak istiyorum… buradan dünyaya ve benim ülkeme baktığınızda , ne görüyorsunuz ? ne düşünüyorsunuz ? ne hissediyorsunuz ? bunları lütfedip benimle paylaşırsanız sevinirim. belki anlattıklarınızdan yararlanabilir ve bir çıkış yolunu bulabiliriz. konuşmalarınıza doğum tarihi sırasına göre başlarsak sevinirim.


ilk sözü socrates alır; zamanımın büyük kısmını insanları tanımakla geçirdim. politikacılar,usta ile zanaatkarların bilge kişi ve işlerinin ehli olmadıklarını, çoğunluğunun sahteker veya yetersiz olduklarını anladım. en önemlisi de bunların cehaletin pençesinde olduklarını gördüm. bu kişiler, hem bilmedikleri şeyleri bildiklerini sanmaktaydılar, hem de neleri bilmediklerini farkında değillerdi. insanın kendisine ve başkasına en büyük kötülüğü, cehaletidir. oysa ki ben bilmediğimi bilir ve kendimi tanırdım. sevgili dostlar şimdi diyorum ki bizim zamanımızda gazete, televizyon, radyo veya internet yoktu. insanların haberleşme kanalları çok kısıtlı olduğundan dolayı kandırmak çok kolaydı. şimdi her türlü imkana sahipsiniz ve o yüzden size daha fazla kızıyorum. özellikle sizler aklınızı ve mantığınızı kullanmıyor, sorgulamıyorsunuz. hala şeyhlere şıhlara inanıyorsunuz, hala ulema diyorsunuz. böyle olunca da bazı şeyler kaçınılmaz oluyor. ahlak felsefesini kişilere göre değil de, toplum mantığıyla doğru anlasaydınız, bugün takiyye yapanlar ile bazı şerefsiz namussuzlar ortada dolaşamazdı ve hem hukuken, siyaseten, ahlaken ve hem de ekonomik olarak daha başka yerlerde olurdunuz ve kimse sizi tutamazdı…


söz mevlana celaleddin rumi’de ; bildiğiniz üzere, ölüm gününü yeniden doğuş günü olarak kabul ettim. insanların bilgilenmesi ve doğru yolu bulmaları için bilgilerimi paylaştım. fakat geldiğimiz gününüzde, insanların benim sözlerimi içlerini boşaltarak sadece kullandıklarını görüyorum. canım sıkılıyor. bakıyorum herkesin ağzında… - sevgide güneş gibi ol, dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol, hataları örtmede gece gibi ol, tevazuda toprak gibi ol, öfkede ölü gibi ol, her ne olursan ol, ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.
- vazifesini tam yerine getirmemiş olanın vicdan yarasına ne mazaretin devası ne ilacın şifası deva getirmiş.. - ey altın sırmalarla süslü elbiseler giymeye, kemer takmaya alışmış kişi. sonunda sana da dikişsiz elbiseyi giydirecekler. - yoldaki bir tepecik seni bunaltmış, oysa önünde yüzlerce dağ var.
- kabuğu kırılan sedef üzüntü vermesin sana, içinde inci vardır.
- adalet nedir? her şeyi yerine koymak. zulüm nedir? bir şeyi yerine koymamak, başka yere koymak. - her dil, gönlün perdesidir. perde kımıldadı mı, sırlara ulaşılır.
- ahlaksızların bağırışıyla, yürekli yiğitlerin naraları, tilkiyle arslanın sesi gibi meydandadır. - iki parmağının ucunu gözüne koy. bir şey görebiliyor musun dünyadan? sen göremiyorsun diye bu alem yok değildir. görememek ayıbı, göstermemek kusuru, uğursuz nefsin parmağına ait işte. - doğruluk, musa'nın asası gibidir. eğrilik ise sihirbazların sihrine benzer. doğruluk ortaya çıkınca, bütün eğrilikleri yutar. • iman, namazdan daha iyidir. çünkü namaz beş vakitte, iman ise her zaman farzdır. sözlerimi çok sevdiğim bir atasözümüzle bitirmek istiyorum. anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az !


söz nasreddin hoca’da ; diyorum ki ben iyi ki kendi zamanımda yaşamışım. dünyaya bakınca kimsenin nükteden anlayacak hali kalmamış. hele ülkenize bakıyorum yüzü gülen geleceğe umutla bakan kişi yok. komşuya ayıp olmasın fakat anlasında bab-ında bir laf söylesem komşudan, göle yoğurt mayası çalsam, çevrecilerden dayak yerim. isterseniz sizin durumunuzu size anlatan geçenlerde yaşadığım bir olayı anlatayım. yolum istanbul’a düştü.halk sokaklarda isyan ediyor. ülkenin bölünmez bütünlüğü tehlike de halk ikiye bölünmüş, yoksulluk ve işsizlik had safhada, siyaseti idare edenlerin yolsuzluklarını sağır sultan duymuş, günümüzde herşey reklam ve tanıtım diyerek medya oluşturulmuş, paraya yol gösteren deniz feneri diye bir örgüt kurulmuş. metrobüs diye ucube bir yol yapılmış, trafik çıldırmış. yağmur yağıyor, evleri su basmış ve bütün köprü altları perişan. denizden karşıya geçeyim dedim karaköye geldim …...karaköy iskelesi batmış yok ! orada hararetle yetkililerle tartışanlara kulak verdim ve dayanamayarak içlerinden birilerine sordum. hemşehrim merhaba, ya bütün bunları kimler ve nasıl başardılar. adam ters ters bakarak – bilmiyormusun kardeşim tabii ki akp’li yetersiz adamlar ve kadroları ! akılları başka şeylere çalışıyor…bunların dinleri imanları para ! dayanamayarak konuştum, seçtiğiniz bu yetersiz adamlar için sizlerin hiç mi kabahatiniz yok ?


söz gutenberg’de ; bildiğiniz üzere baskı teknolojisi benim bulduğum bir şey değildir. baskı teknolojisi benden çok daha önce 6.ve 7. yüzyıllarda çinliler tarafından kullanılmaktaydı. fakat seri imalat ta diyebileceğimiz seri baskı sisteminin yani matbaa’nın kurulması ve geliştirilmesi bana nasip olmuştur. matbaa’nın bulunmasıyla avrupa’da rönesans başlamıştır. ve bu sayede bilgi daha kolay elde edilebilir olmuş ve insanlar her tür konularda bilgilenmeye başlamışlardır. gelelim sizin ülkenize olan yansımalarına veya yansıtılmamış olmasına. o zamanlar osmanlı imparatorluğu döneminiz ve devlet işlerinizde dininizin yoğun olarak yaşandığı yıllar ve osmanlı’da hattatlık çok önemli bir meslek. ve en önemli işleri kuran – ı kerim. yaklaşık 90.000 kişi bu meslekle geçimlerini sürdürmekteler. eğer matbaa gelirse ne olacaktı, hattatlar işsiz kalacaktı. ve onlarda matbaa’yı kabul etmemek için ellerinden ne geliyorlarsa yaptılar. bunlara, dinsel tutuculuk, yobazlık ve teknik nedenler eklenince, gününüzde oluşan cahiliyetin tohumları o zamandan atılmış oldu. eğer o zamandan başlayarak toplumun eğitimi başlasaydı, bugün hali hazırda, haydi kızlar okula gibi kampanyalar düzenlemek zorunda kalmazdınız, aranızdan birileri çıkıp’ta 3 çocuk…3’er 3’er dediği zaman… pardon… pardon ! zaten çıkamazdı…


söz fatih sultan mehmet’te ; bakıyorum da şaire hak veriyorum. boşuna dememiş istanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı. inanıyorum ki, şair o çirkinlikleri görmemek için gözlerini kapatmış… bir şehrin nasıl da harap edildiğini izlemek zorunda kalıp ve elinizden bir şey gelmemesi çok kötü bir şey. hele ki, istanbul’u fetheden kişi olarak bana çok koyuyor. ve elimden hiçbirşey gelmiyor. bakıyorum istanbul’un 7 tepesine, bakıyorum hisar üstlerine, çamlıca tepelerine, bakıyorum üstünden gemileri yürüttüğümüz yollarına, bakıyorum üsküdar’dan kadıköy’e ve bakıyorum yollarda yürüyen insanlara, diyorumki ben orta çağ’ı kapatmış yeni çağı başlatmış bir kişi olarak, ülkeyi orta çağ karanlıklarına geri götürmek isteyen kalabalıklara bakıyorum, yüce dinimizi siyasete alet edenleri görüyorum ve ülkemiz adına üzülüyorum. insanımıza yardım etmeyi düşünenler bir zahmet hazırladığım vakfiyeyi okusunlar… ve şehrimi tanıyamadığım için ve şairin dediği gibi, istanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı…ve istanbul’a bakamıyorum !


söz leonardo da vinci’de ; öncelikle eserlerime iyi sahip çıktıkları için çok mutluyum. birde ben bu eserleri yaparken bu kadar para kazanmadığımı da belirtmek isterim. fizik ve sağlık alanında çok önemli çalışmalar yaparak, bugünün yaşadığınız teknolojik olaylarının öncülüğünü yaptım. çok heykeller ve resimler ürettim. mona lisa’yı resmederken farklı duygulara kapıldım ve zaten bunu modelin yüzünden anlıyabiliyorsunuz. düşünüyorum da, ülkenizde yaşananları gözümün önünden geçiriyorum ve yüce tanrıma şükrediyorum. neden mi ? büyük bir olasılıkla mona lisa’yı çarşaf veya türban ile resmetmediğim için.


söz amadeus mozart’ta ; bizler farklı dinlere mensup ve farklı dillere sahip olabiliriz. birbirimizi sözlük dilinde anlamayabiliriz, fakat benim bu masada olmamı sağlayan evrensel bir yapıştırıcıya sahibiz, müzik ! müzik bazen içinde bulunduğumuz duyguların bir yansıması, bazen de kalabalıkların içersine yalnızlığın veya yalnızlık içersinde kalabalığın sesi oluyor. ve siz türkler, avrupa’da çok moda olduğunuz dönemlerde ilgi alanıma girdiniz. dünya da, ölüme düğüne gider gibi giden başka bir ulus daha görmedim. oğlunun başını kınalayarak askere yollayan başka bir millet duymadım. bu duygularla mehter marşınızdan da esinlenerek türk marşı’nı bestelemiştim. fakat bugün geldiğiniz noktada sizleri idare ettiğini zannedenlere bakıyorum da, ağızlarında bir türkiyeli’lik tutturmuşlar gidiyorlar. kimliklerini bile bulamamışlar,yazıklar olsun ! sizi siz yapan en büyük unsurunuzdur türk olmak . gereğini yapın ! türklüğünüzle onur ve gurur duyun…


söz napolyon bonaparte’de ; ben masanın etrafına baktıkça, acaba niye buradayım diye sorguluyorum. çünkü, dünya beni ingiliz ve prusyalılara karşı kaybettiğim waterloo savaşı ile para…para…para… sözlerimle hatırlıyor veya hatırlamak istiyor. para her dönemde bir güç olmuştur ve öyle de olmaya devam edecektir. ben de bu duygularla bu sözü kullanmıştım. fakat benim için para her zaman için bir araç olmuştur. para amaç haline gelirse sizi tutsağı haline getirir ve insanlığınızdan eder. görüyorum ki, hele ülkenizde bazı insanların dini imanı para olmuş… her devletin bazı değerleri vardır. ve bu değerler hiçbir zaman para ile ölçülemez ve ölçülmemeli… bu değerler bazen manevi olur, bazen stratejik önemi olan kuruluşlar olur. ben herşeyi satarım diyemezsiniz. herşeyi paraya tahvil etmemelisiniz ! geldiğiniz noktada bakıyorum da, saf duygularla kullandığım bir sözün akp’nin ana prensibi olmasına şaşırıyorum para…para…para…ve sözlerime onların dediği gibi son vermek istiyorum, inşallah allah yardımcınız olacak…velevki olmazsa…mazallah !


söz uzun mehmet’te ; askerliğimi bahriyeli olarak yaparken, bölük komutanımız elinde simsiyah bir taş parçası ile der ki ! buna maden kömürü derler. maden kömürü memleketimize yiyecek kadar gerekli. bu maden kömürü ile trenler, vapurlar işler ve fabrikalar çalışır, bunlar çalışınca insanlar evlerine aş götürebilirler dedi. ve o ilk taş kömürünü bulduğum andaki yaşadığım haz ve mutluluğu size anlatamam. hatta hayatım pahasına olsa da, yer altı zenginliğimizin ortaya çıkarılması bana onur verdi. bu yaşadığım onur ve gurur, son zamanlarda kömürümüzün siyasete alet edilmesinden sonra bende değişik duygulara sebep oldu. hiçbir zaman, bugünlerde ülkemizde kullanıldığı gibi insanların bunu oy karşılığı rüşvet malzemesi olarak kullanmalarını düşünmemiştim. burada yoğun kullanımdan dolayı is ve kurum altunda kalıyoruz…işin şakası tabii ki ! işin gerçeği ise…o yüzden diyorum ki alana da verene de yazıklar olsun ! kömürü bulduğuma bulacağıma pişman etmesinler beni !


söz edison’da ; bildiğiniz gibi amerikalı mucit ve işadamıyım. günümüzde kullandığınız pek çok önemli cihaz ve makineyi icat ettim. bunların en çok bilinenleri ampul, fonograf, sinema makinesidir. dünyanın her tarafında bu cihazları kullananlar sayesinde insanların dualarıyla şimdiki yerimde çok rahat günler geçiriyordum, ne zaman ki akp, insanların aydınlanmaları için icat ettiğim ampul’ü partilerinde logo olarak kullanmaya başladılar işte o zaman bol bol kulağım çınlamaya başladı. insanlara da hak vermiyor değilim. akp ve ampul bu kadar zıt 2 karekterin aynı karede buluşması imkansızdır. benim bulduğum ampul aydınlığın göstergesi’dir… peki ya akp ……????? ülkenizde bu akp sayesinde yoksullaştırılarak mağdur edilmiş milyonlarca insan gibi, bu değerler ve ampul ışığında bende akp mağduruyum…


ve son söz mustafa kemal atatürk’de ; arkadaşlar çok uzun konuşmak istemiyorum. öncelikle bende bu toplantıya katılan tüm dostlara bende teşekkürlerimi sunmak istiyorum. ülkemiz hakkındaki sözleri kah duygulanarak kah üzülerek dinledim. evet ülkelerin bazen geçirdikleri buhranlı dönemleri olabiliyor. inanıyorum ki halkımız bu kafaları karışık dönemi en kısa zamanda ve en iyi şekilde atlatabileceklerdir. bunun için gerekli çalışmayı yapacaklardır. yukarıda anlatılan birçok şeye katılmamak elde değil. fakat halkımız biliyor ki, muhtaç oldukları kudret damarlarındaki asil kanda dolaşıyor. bir yazarımızın dediği gibi onlar, çılgın türklerin çocukları ve torunları. çılgın türklerin çocukları ve torunları… tembel ve korkak olamaz…bana ne….ve işim gücüm var diyemez ! çılgın türklerin nesilleri, ataları gibi çılgın ve cesaret sahibidirler. kafası karışık olan insanlarımız için ellerinde bir yol haritası olsun diye, gençliğe hitabım var ! anlayamayan ve doğru yorumlayamayanlar için bursa nutku var ! yine anlamak istemeyenler olursa, bir zahmet kalkıp çanakkaleye gitsinler ve şehit olan binlerce insanımızın yaşlarına baksınlar ! ülkemizin her tarafında şehit olan ve hala hazırda olmakta olan insanların ruhlarını sıkıntıya sokmasınlar. halkımızın bu sıkıntılardan kurtulması için okumaları, araştırmaları, sorgulamaları, paylaşmaları ve gereğini yapmaları lazımdır.
ben mustafa olarak doğdum…matematik öğretmenim bana kemal adını verdi… daha sonra yüce türk halkı bana atatürk dedi. mustafa kemal atatürk olarak dedim ki ! benim naciz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır. fakat türkiye cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır. ne mutlu türküm diyene !



evet sevgili dostlar… az sayıdaki insana nasip olabilecek bir toplantıya katılabildiğim için, kendimi çok mutlu olarak görüyorum. ben bu toplantıdan üzerime alabileceklerimi alıyorum ve birçok insanın da alacağına inanıyorum.
toplantı başlamadan önce tabii ki ben çok heyecanlıydım. ve aramızda konuşurken dedim ki , sıradan bir vatandaş olan bana böyle bir imkan yarattığınız için diye başlıyacak oldum, hep bir ağızdan …. hayır, sen sıradan bir ülke vatandaşı değil ! türkiye cumhuriyeti vatandaşısın… bu onur sana geçmişte olduğu gibi, gelecekte de her kapıyı açacaktır. boğazım kurudu, gözlerim doldu ve toplantıya geçtik… bazı dostlar benden bu toplantının resmi tutanaklarını isteyebilirler . resmi tutanak bu okuduğunuz belge’dir.
bir kez daha türkiye cumhuriyeti vatandaşı olmanın gururunu sizlerle paylaşarak sevgi ve saygılarımı sunuyorum.
türkiye cumhuriyeti vatandaşı
muhlis altuncuoğlu
23 kasım 2008

bu yol nereye gider

birde yolculuklar vardır sonunu getirmek istemediğimiz, nereye gittiğimizin önemi yokdur!uzaklaşma psikolojisidir zihnimizi avutan.evet uzaklaşdıgımızı sanıyorduk belli bir yöne nerden bilebilirdikki kendi çapımızın etrafında döndüğümüzü bla bla bla ...

duyulmamis kufurler

+yollarını sikiyim
-seni okutan hocanın a.q.*

asuman

<bkz: orospu asuman>**

unutulmayan turk filmi replikleri

<bkz: ne diyem mahmut mu diyem>

basliklari alt alta okumak

----- spoiler -----
◊ sikin kesilmedi ki acisini bilesin

◊ masturbasyonu evlendikten sonra kesfeden erkek (3)
----- spoiler -----



----- spoiler -----
◊ evde jole kalmayinca tum umudu limona baglamak (2)

+ anlamsiz (2) …

----- spoiler -----

yaran karikaturler

merhum:m
zebani:z


m: pardon bu gecicegimiz kopru ne koprusu acıba?
z: sırat...
m: koyiimde tur at hhehehe!!
z: sen ayrıl soyle...
m: ayrılmam...

unutulmayan turk filmi replikleri

benim olacak fistik binecem ustune vuyucam kırbacı vuyucam kırbacı.

istanbul macerasi

tembel bir ortaokul hayatından sonra kazanılan bir anadolu lisesi sınavıyla baslamıştı bu macere* ailesinden ilk defa ayrılıcak olan esas oglan* tvden ve gazetelerden takip ettigi istanbulu yakından görecek orda yaşayacaktı mutluydu heycanlıydı gunler cabuk gecti yaz tatili bitti kayıt ve mulakatlar icin babasıyla beraber istanbulun yolunu tuttular. bandırmadan (13 yılını gecirdigi sehirden) kalkan deniz otobusuyle gecen 1bucuk saatın ardından istanbulun silueti gorunmeye baslamıstı heycan bastı ilk defa gordugu bu buyuk sehir karsısında. vapur yanastı tabiki ilk aranacak olan anneydi: anne burası superrr ya oldu ilk cumle ve akrabaların yanına gidildi. mulakata kadar istanbul kazan esasoglan ve babası kepce ne kadar tarihi yer ne kadar guzel yer varsa gezdiler ama trafıgı arka sokakları hıc gosterilmedi bizimkine. mulakat oldu kazanıldı ve okul baslıyacaktı bir yurt bulundu kayıt yapıldı baba hemen donmeyecegi icin 2 hafta akrabada gecirildi bu alıstırma suresi. ve buyuk gun geldi cattı. yurdun kapısına ilk gelindiginde teslim olmak icin*bir dugum takıldı esasoglanın bogazına konusamadı anlatamadı ıcınden gecenlerı diyemedi baba beni bırakma ayrilamam ben sizden anneme gotur beni diyemedi erkeklige bok surmedi sozde. uzun bir veda toreninden sonra baba yavas yavas uzaklasirken esasoglanda yavas yavas aglamaya baslamıstı kimseyi tanımadıgı bu yurtta bu sehirde korksa kime gidecekti dusse kim kaldırıcaktı onu? bu soruları dusundukce agladı agladı ama yapabılecegı hicbir sey yoktu.

anlamıstı artık ,13 yasında tek basına kalmıstı her ne kadar akraba falan olsada arıyamazdıkı gidemezdiki yanlarına yolu bıle bılmıyordu. sadece onu yurttan alıp okula bırakan ve sonra gelıp alan bır servıstı bıldıgı. gunler gecti babaya edilen bir telefonda baba ben gemici olmak istemiyorum beni meslek lisesine ver dedi esasoglan ama babası kaptan olacak ogluyla gurur duyarken pekte iplemedi bu teklifi oglum ilk donemi bitir olmazsa ikinci donem alırız diyip gecistirmisti ama bilmiyordu oglunun her aksam agladıgını.

gunler gecti hazırlık lise1 lise2 lise3 her sene biraz daha alısmıstı esasoglan ve artık tam bir istanbul piciydi tabiri caizse. artık geri donmek istemiyordu memleketine ailesi olmasa yazları bile gitmeyecekti.


sonrasında dikey gecisle iki yıllık istanbul universitesi elektronik haberlesme bolumune girdi. gene yurttaydı aslında zevkliydi yurt hayatı okul bitmeye yakın eve cıktı arkadaslarıyla kotu islerede baslamıstı artık gunduzleri uyur geceleri calısırdı esasoglan*.sonra olmadı tutmadı 4 aylık issizlikten sonra kurumsal bir sirkete girdi kısa surede kaptı isi eskisi kadar kazanmasada huzurluydu normal insanlar gibi gece uyur gunduz calısırdı. ama bir gun ev arkadasının evi bırakmasıyla zor gunler basladı para yetmiyordu ailesinden de isteyemedi esasoglan cok gecmeden buldular bir 3. eve ama bu mutlulukta diger arkadasının askerlik isi cıkmasıyla tekrar yalan olmustu ev dagılacaktı alındı karar kalıcak bir yerde yoktu artık ve o cok sevidigi terk etmek istemedigi istanbula veda zamanı gelip catmıstı uzgundu is yerinde yasadıgı gerginliklerde tuz biber oluyordu yarasına ama sadece evde yüzü asık dışarda sempatik takıldı tam olarak kuramadıgı bu duzende bozulmustu mutsuzdu aglamaklıydı ama aglamıyordu artık istabulda gecirdigi 9 yıl yıkılmamayı ogretmıstı esasoglana acta kalmıstı parktada yatmıstı simdi o sevdigi sehirden ayrılmakta yıkamayacaktı onu ama tatlı bir cocuk masalı olarak kalacaktı istanbul masalı yuregınde.